Afetlere Dirençli Kentler Rehberi

Doğal tehlike kaynaklı afetler, insanlığın antik dönemlerden günümüze başa çıkmak zorunda kaldığı durumlardır. Şüphesiz, modernleşme süreci ile teknolojinin yaygınlaşması ve içinde bulunduğumuz Endüstri 4. Devrimine kadar geçirilen süreç, insan kaynaklı ve/veya teknolojik afetlerden zarar görme durumlarının artmasına neden olmuştur. İnsan kaynaklı faaliyetlerin bir sonucu olan iklim değişikliği ve giderek artan doğal ve teknolojik afet risklerine maruz kalmak, dünyayı eşi görülmemiş zorluklarla karşı karşıya bırakmıştır. Ülkelerin afet risk yönetişiminin etkili olmaması, nüfustaki hızlı artışlar, doğal, insan ve/veya teknolojik kaynaklı tehlikelerle ortaya çıkan küreselleşen risklerle baş edememe durumu, kentlerin afetlere dirençliliğini artırmayı zorunlu hale getirmiştir.

5393 sayılı ‘Belediye Kanunu’ ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu belediyelerin görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemektedir. Buna göre, belediye hizmetleri imar planlaması ve yapılaşmanın kontrolünden su-kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapının inşasına, çevre sağlığından şehir içi toplu taşıma ve ulaştırma hizmetlerine, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasından ağaçlandırma ve yeşil alanlar oluşturulmasına, kültür sanat turizm gençlik ve spor gibi alanlarda sosyal faaliyetlerden sosyal hizmet ve yardımlara, mesleki beceri eğitimlerinden ekonomi ve ticari faaliyetlerinin geliştirilmesine yönelik geniş bir yelpazede toplumsal hayatın her alanına yayılmaktadır. Tüm bu alanlar ‘kalkınma’ politikaları içerisinde yer alacak faaliyet alanları olup, belediyeler ise bu faaliyetleri ile ‘yerel kalkınmanın sağlanması doğrultusunda görevlendirilmiş bulunmaktadırlar. Ülkelerin ve şehirlerin maruz kaldıkları afet tehlikelerinin neden olacağı riskler ise kalkınma strateji ve planlarında mutlaka dikkate alınması gerekli unsurlardır. Zira afet risklerinin dikkate alınmadığı durumlarda ülkelerin kalkınma seviyelerini belirli periyotlarla ciddi oranlarda aşağıya çeken unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla Afet Risklerinin Azaltılması, sürdürülebilir kalkınma için bir model olarak kullanılabilecektir. Kentlerde dirençliliğin sağlanması için kenttaşlar arasında elbirliği, iş birliği, dayanışmanın olması, katılımcı, eşitlikçi bir yaklaşımın benimsenmesi, ekonomik, çevresel, fiziksel ve sosyal zarar görebilirliklerin iyileştirilmesi, en üst ölçekten en alt ölçek yani vatandaşlara kadar toplumun her kesiminin bu süreç içinde yer alması olmazsa olmaz koşullarıdır.

Bu rehberin amacı afetlere dirençli kentler oluşturma yolunda yerel yönetimlere yol göstermek, uluslararası alandan- ulusal alana ve en son yerel yönetimlere doğru politika aktarımı yapmaktır. Kentsel yaşam alanında karşılaşılan riskler, fiziksel koşullar ve toplumdaki sosyal konuma bağlı olarak değişmektedir. Kentin sosyal yapısını tanımlayan farklılıkları (toplumsal cinsiyet rolleri, eğitim, sağlık hizmetleri ve gelir kaynaklarına erişim, bilgi ve becerileri ile yaş, engellilik, etnik, nüfus yoğunluğu, toplumsal ağlar, sosyal dayanışma düzeyi, hazırlık kapasitesi gibi) sürekli değişkendir. Bu karmaşık sosyal kırılganlıklar riskleri daha da arttırmaktadır. Kentsel riskler, fiziksel yapı ve hasar ile ilişkili olmasına rağmen, aslında risk daha çok sosyal olarak yapılanmakta ve karmaşık hale gelmektedir.Toplumsal rollerle ilişkili eşitsizliklerden kaynaklanan ve riskleri kontrol eden sosyal farklılıklar hem kırılganlık hem de kapasite olarak afetlere dirençlilikte strateji belirleyici olarak kullanılabilir.

Belediyelerin ve özellikle yöneticilerin kentlerin kendilerine özgü farklılıkları, avantaj-dezavantajlarını da göz önüne alarak afet risklerine karşı farkındalığını artırmak, afetler başa gelmeden önce riskleri azaltmalarını sağlamak, uzun dönemde önleyici çalışmalar yapmak kriz yönetiminde başarı getirir. Bu amaca yönelik olarak bu rehber kapsamında dirençli kentler oluşturma sürecinde yapılması gereken çalışmaların çerçevesi çizilmiştir.